Hikâyenin Hikâyesi

Her hikâyenin sonu olmayabilir. Başlarsın ama bitiremezsiz; kurgun yetmez, olaya hâkim değil veya olay hakkında bilgin azdır.
Bunca saçmalıktan sonra sonu belli olmayan bir hikâye yazmaya niyetlendiğimi anlamış tırsınız.
Hikâye bir şehrin, bir caddesi üstündeki, bir binanın son katındaki, bir dairenin en küçük ve en karanlık odasında geçiyor.
O odada iki kişi var: uyuyan ve uyumayan iki insan.
Sıra dışı bir durum yine yok, çünkü karanlık ve havasız bir odadan sıra dışı daha ne olabilir ki...
Gelelim olaylara: Uyuyan kişinin yaptığı tek şey hikâye boyunca uyumak... Niye uyuyor bu adam derseniz. Aslında uyumayanda bilmiyor... Akşamdan kalan yorgunluğu atmak, gün içindeki ruhsal sıkıntılarını, kaygılarını yenmek ya da sırf oda karanlık diye uyuyor olabilir.
Neyse olaydan bahsediyorduk! Uyuyanı anlattık, sıra uyumayanda... O da sanki başka işi yokmuş gibi film seyretmeye koyulmuş. O havasız ve karanlık oda da başka bir şey yapması olağan dışı değil ama nedense bunu yapmaya karar vermiş. İzlediği filmse çizgi film yapısında ilginç ama konu itibariyle sıkıcı bir film... Zaten o yüzden yazmaya başladı ya...
Uyumayan kişi sırf rahatlamak ve içini dökmek adına içinde bulunduğu durumu hikâyeleştiriyor. Başrole de kendini koyuyor; aslında hiçte adil değil. Uyuyan adamda en az onun kadar iyi başrol oyuncusu olabilir ama uyumayan adamın düşündüğü: uyuyarak bu başrol işini umursamıyor olması. Başrolde bir kahramanlık veya cinayet yok aslında. Sadece ismi başrol, başka bir artısı yok uyumayan adama. Sırf kurgu ona ait olduğundan belki de...
Uyumayan adam yazdı ve içini döktü. Daha neler yapar bilinmez, çünkü bu hikâyenin içinde bulunduğu süre bitmek üzere.
O ve uyuyan adam kaldıkları yerden devam ederler-hikâyenin dışındaki- hayatlarına...
15.07.2009 17:12 Tokat