El Değmiş Masumiyet

—Sen yaptın biliyorum. Hiç boşuna saklamaya kalkma. Lan oğlum ne istersin elleri sevgiyle dolu insanlardan.
—boş ver ya ne kafana takıyorsun ki
—bu kaç oldu. Ne kadar daha masumiyete el süreceksin bilmem ki.
—hacı zorla değil ya. Doğuştan gelen ikna kabiliyetine fiziğimi, birazda zengin tavrımı ekleyince masumiyetle sabahlıyorum.
—dalga geçme hıyar. Seninle daha tatile falan çıkmam oğlum ben. Bu ne ya her defasında bir mahşeri kalabalık bırakıyoruz arkada. Ah! Bir yakalasalar seni öldürürler oğlum. Ama sende az çakal değilsin; hiç açık kapı bırakmadan izini kaybettiriyorsun. Senin için normal olan bu Kazanovalık işi başkasını canından bezdiriyor. Arkanda bıraktıkların seni nasıl anıyorlar sanıyorsun. Öbür tarafta işin zor oğlum ben bunu biliyorum sadece.
—hacı içine etme zekimin şimdi. Ne güzel aksiyon yaşıyoruz. Ne dar adamsın. Birazda zevk verici bir olaya bürün. Ne monoton adamsın. Valla sen bu kafayla zor eğlenirsin.
—biz az da olsa böyle gördük oğlum. Biz köyde büyüdük. Bu yaptıklarını benim çevremden biri duysa seninle irtibatımı anında koparmak zorunda kalırım. Zevk diyorsun da al helalini ne yaparsan yap. Bu kadar yeter. Masumiyete dokunma artık.
—hacı dur köpürme hemen. Tamam, hallederiz. Sen kızma yeter ki. Hadi birazda bodrum tarafına gidelim. İç Anadolu sıktı. Birazda ege tarafının doğal güzelliklerine bakalım.
—yarım saattir konuşuyorum senin dediğin lafa bak. Ben dönüyorum oğlum yeter ya. Sen illa gidecem diyorsan seni otogara bırakırım.
—oldu mu hacı şimdi. Neyse sen beni otogara bırak ben bir hafta sona gelirim. O zaman görüşürüz
—tabi tabi görüşürüz.
09.04.2010 16:09 Tokat