Kayıtlar

2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Duygunun Görücüsü

Telaşla hazırlanmış yalnızlığı, giyinmiş, görücüye çıkıyor Fazla heyecan olmasa da beklentiler ara ara titretiyor ellerini Sakince etrafı seyrediyor oturduğu yerden; geliyor mu görücü… Biri selam verip oturuyor ve konuşuluyor Sohbetin akıbeti yavaş yavaş değişiyor, görücü duygu aramadığını çok fazla belli ediyor Memnun ayrılıyormuş havası veriyor ama içini acıtıyor yaşananlar Kafasını gökyüzüne dikiyor ve asıl, karşılıksız ve müstesna güzelliğe tanık oluyor Zor olsa da kendi başına yaşamaya devam ediyor 04.12.2011 15:29 Nevşehir

Yaşayan Ölüm

Hep sevgiden aşktan bahsetmek, diğer bütün duyguların körelmesine neden oluyor sanırım. Sanırım insan çamura saplanınca daha çıkamam, benim mezarım burası sanıyor. Ama yanılıyor. Daha yaşanması gereken dakikalar, saatler, günler, aylar var. İşte kalan kalıyor, gidenlere el sallamak bir borç oluyor. Olsun. Ödemesi kolay. Katlanması zor. Şimdi bahsedilecek şey aşk değil. Bahis ölüm. Kovalaya kovalaya bir köşeye getirdiğimiz, sonra ruhumuzu sıkıştıran soruların patlamasıyla sarsıldığımız bir dünya. Bu dünya. Sorunların, sorumlulukların, acıların yurdu… Bu dünya. Biliyorsun. Ben sana anlatamam. Sende yaşamalı ve görmesin. Yaşamayı yine kendin öğrenmelisin. Ölümüyse bir kez yaşarsın. Bir anın yaşantı, bir anın yaşanmaz olur ölüm anında. Elinde ne varsa gider. Sevgi mi lazım dahasın da, bir gülücük mü? Hayır. Sadece yaşanan anlamlı olaylar, anlamlı işler, anlamlı anlar… İşte anlayana bir ışık tutar her anlatılan. Çünkü dinlemesini bilen en aptaldan bile bir şeyler çalar. Bu hırsızlık her zam...

Dünya âlemi

Mirasçı bıraktım geçmişin izlerini bedenimde Gölgeden yürümeye alışkınım… Korkulanı yaşamamak korkunun asıl nedeni Keşiflerin ardına saklanan dünya âlemi Düşünceler kaçınılmaz sona yaklaştırır mı seni? Alışılmadık gülüşmeler var etrafta, gökleri delercesine… Artık çok daha suskun nehirler Her şeyi bilemez ki bu dünya âlemi Kapısını çaldım düşmanlarımın korkusuzca Son söz niyetine söyledim her şeyi Artık gölge kalmadı, dedi düşmanım Sanki gölgelere muhtaçmış gibi dünya âlemi 05.12.2011 14:43 Nevşehir

Garfi'nin Sarhoş Fare Avı

İlk gördüğümde şaşırdım. Daha önce şahit olmadığım bir durumdu. Kedi fareyi yakalamış afiyetle yemekteydi. Kampüsten çıkıyorduk ki onu gördük. Arkadaşıma dedim “bak Garfi fare yakalamış”. Biraz durup cinayete şahitlik etmek istedim ama giriş kapısında olduğumuzdan fazla duramadım. Ertesi gün bizim Garfi yine cinayet yerinde pusuya yatmış bekliyordu. Bizde arkadaşla “bu da iyi alıştı” dedik ama adam çok azimli. Kulakları dikmiş sesleri dinliyor, sanırım farenin çıkacağı yeri tespit etmeye çalışıyordu. Neyse biz geçtik gittik. Sonra yine gördük Garfi’yi. Olay yerine yine yakın bir yerdeydi. Ama o anda düşündüğümüz sarhoş farelerdi. Kampüsün alt tarafındaki içki fabrikasından keskin koku bazı bazı kampüsü sarıyordu. O anda dedim ki “bu Garfi de iş yok. Fareler bu havadan sarhoş oluyor. Sendeleye sendeleye geziniyor. Bizim Garfi de üzerlerine çullanıyor.” Sanırım Garfi de “bu fabrikayı açandan Allah razı olsun” diyordur. Bir de “bu fabrika yokken aç aç geziniyordum” da diyordur. Neyse mevz...

Çıkarım

-Aşkım gelsene +Hislerimi yatırıp geliyorum -Yorgunum, ben de yatıyorum +Her şeyimi kendimle götüremiyorum, bunun için özür diliyorum -Aşkım seni her şeyden çok seviyorum +Kulaklarımı yıkamalıyım, Bunlara inanamıyorum Alışkanlık yaptı ön yargılarım Acaba dışarıda bir yerde kalabilir mi duyguların -Beni ne kadar seviyorsun? +Ben insanları gerçekten çok severim Sana yardımcı olmaya çalışırımAma şimdi yapay çiçeğimi sulamalıyım Yoksa hemen kuruyup ölüyor Küçük bir sızıntı bulunmalıydı ama dev bir yarık var şimdi Bu günler her şeyin arkasında farklı bir çıkarın olduğunu gösteriyor Üzgünüm seni bu yüzden çok seviyorum 13.11.2011 22:26 Gölköy

Son şansın var mı?

Deniz dalgaları salyalarını sahile bıraktığında, salyaların arasında kayboldu yazdığı isim. Bazen kumlara dökerdi dert sözcüklerini ama çoğu zaman içinde, kuytularda saklardı… Kimselere göstermez, söylemezdi derdini. Şizofreniye bağlamıştı duygularını. Yalnız değildi duyguları. Şizofren yalnız oynamazdı biliyordu. Oradan oraya savurmayı seviyordu. Kararsızlık onun tek yapabildiği düşsel işlevi. Kaybolmak istiyordu, dünya olabildiğince geniş olmasına rağmen dar geliyordu. Ölümü bir bitiş olarak görüyordu. Kalbinde tekrarlanan, yankılanan isim tek çaresizliği değildi ama o isme takılmıştı nedense. Aslında birçok nedeni vardı bu karamsar tavırlarının. Sadece birini görebiliyor, birine odaklanmıştı. Zayıf, çelimsiz bir inancı vardı. Üflesen yıkılacak. Etkilenirdi her okuduğu, duyduğundan… Sormak olmazdı onca zamandır yerden yere vurduğu değerleri. Ne işe yarar bunlar, niye böyle yapıyorsunuz? Siz niye bu kadar iyisiniz? Bense neden bu kadar kötü, kırıcı ve bencilim? Soru...

Ölüm koridoru

ölüm koridorundan geçiyor bedenler gözleri kapalı birinde tebessüm, birininse yüzü karışmış koridorun sonunda bir kapı hemen açılmıyor pencereler ve görüntüler izleyicileriyle birlikte bekliyorlar ses duyulana kadar... Eylül-ekim 2011 Tokat-Nevşehir

Hayat Nasıl Akıyor

Keşke yalnız bırakmasaydı beni bu acımasız dünyanın sokaklarında. Elimden tutup mutluluk ve huzur verseydi. Hayat sorularla dolu olmasaydı da insan rahat bir nefes alsaydı. Şimdi düşüncelerim farklı farklı rollere bürüyor, sanki senmişsin gibi başkalarını sana benzetiyor. Durduramıyorum, son bulmuyor. Evet. Bu bana acı veriyor. Her defasında umudum yeniden düşüncem tarafından eziliyor. İşte yine kendi halimde, kendi kendimle dertleşmekten başka bir çare kalmıyor. Korkuyorum. Her şey beni incitir ve üzer gibi duruyor. Anlamıyorum ve anlıyorum neden böyle oluyor. Kayboluyor kendi kurguladığım hayal. Gerçek dünya da o zaman zevk vermiyor. Bir dışlanmışlığın sevgisi mi? diye soruyorum. Cevap hiçbir yönden gelmiyor. Yaşam böyle bazen can yakıyor. Kara bulutlar bazen güneşi engellerken, bazen de yağmur getiriyor. Biz sanıyoruz ki kara bulut pek hayra alamet değil. Ama işte iki durumda da rahmet… Benim halimde belki böyledir. Bu ızdırapta bir rahmettir. Son sözler ulaşsın isterim ama sadece k...

Sinsice

Sinsice, üstüme yürüyor Akıl almaz, anlaşılmaz… Gözlerin, hislerin dışında Dünya bu alıp götürüyor Kavruluyor tenimiz güneşin kızgınlığıyla Rüzgâr bizi uyarıyor Yön gösteriyor nehirler, akıp gidiyor Dünya kendini tanıtıyor Korkusuzlar gün geliyor korkuyor Sonunu düşünmeden hamleler yapıyor Elden uçup gidince umutlar; yerdesin… Dünyada iken anlamalısın, anlamsız değil Hisler, sis gibi aniden kuşatıyor Etraf görünmez oluyor, ümitsizce Sonra, ilahi kelamın dediği gibi, Kolay geliyor, her zorun ardından 15.9.2011, 14.00 Tokat .

Atıcı

Daha bilyelerini cebinden çıkarmadan oyunun akışına baktı. Yoğun bir bilye akışı vardı oyunda. Tamda istediği gibi... Oyun bitti ve yeniden başlıyordu. İşte o anda oyuna dahil oldu. Herkes beşer bilye koydu ortaya ve oyun başladı. Önce sıralama atışları yapıldı. En uzağa atan ilk başlardı. Artık kişinin öz güveni, zemini tanıması, şansı dahilinde birinci olmak isterdi. Bazen de sadece öylesine birinci olunurdu. Ama dedik ya birinci en uzaktan atmak zorunda. Bu da en baştaki bilyeye vurma olasılığını düşürüyor. Ama nedense herkes ilk atmayı seçer. Birinci olmuş, nasıl atması gerektiğini bir an düşünmüş, atışının ona sağlayacağı bilye sayısını hesaplamış ve atışını yapmıştı. Onca şeyi bir dakikadan az sürede düşünmek zorundaydı. çünkü atış yapmak için sabırsızca bekleyen çocuklar vardı. Ve attı. Iskaladı. Hiçbir bilyeye vuramadı. Neyse ki en iyi atış yapan bilyelerin yarısını almıştı. Bu yüzden oyun tekrar oynanacaktı. Tekrar sıralama atışları yapıldı. Ortalarda bir sırada kaldı. Atış sı...

Düş

Bir an gözlerini kapattı ve düşlemeye başladı. Elleri ceplerinde yürüyordu. O acaba aradığı kadın mıydı? Hayır, bu düş değil, gerçekti. Yeniden düşlemeliydi. Yeşillikleri, köyünü, ağaçların rüzgârla dansını düşündü. Oluyordu. Evet. Sanırım düşlemeye başlıyordu. Birden kulak verdi karanlığa ve sessizliği dinledi. En çok sevdiği şarkı sessiz sokaklardı. Birden irkildi. Rüzgâr gözlerini açtı ve bir an sendeledi, az daha düşüyordu. Saat hayli geçti. Hep yürüdüğü, yürümek zorunda olduğu cadde yürüyordu. İstemese de evinin önünden geçiyordu. Bu gerçekti. Çünkü gözleri artık açıktı. Kafasını çevirdi ve sanki yılların alışkanlığıymış gibi binayı süzdü. Sanki ilk kez görüyormuş gibi. Adımlarında bir Ahenk yoktu. gözleri kapanınca yavaşlıyor, mutlu bir anın uzun sürmesi için dikkatini topluyordu. Düşlüyordu. İkinci sağdan saptı. Sola eğik bir virajı geçtikten sonra yol boyunca ilerledi. Bahçeli evlerle dolu bir mahalledeydi. Uzun zamandır burada kalıyordu, bu mahallede. Anahtarı çıkardı, kapıyı ...

Korkma

Sanıldığı gibi parmaklıklara sıkışmadı hayat Sabırsızlığın içine gömülü umutların, İçine doldurduğu ızdırapların dostu oldu Kim buna inanmalıydı; kim inanacak; kim inandı? Korkular her zaman içimize sıkıntı vermiyor Yol gösteren rehberindir onlar Kendine bir ayna bul ve bak Her şeyi düzeltemezsin buna inan 00-19 6-3-2011

Sende Gitmesen

Cesaret dediğin kendini ateşe atmak mı? Sevginin masumiyetini hiçe saymak mı? Kim doğruyu aramaz ki ona sorayım, Acaba hisler hep yalan mı? Kaçıyorsa köşe bucak benden Sesiz çığlıklarım kopar içimden Anlatılmaz duygular ve anlamaz… İşte bir gölge bile kalmaz senden Sıkışır ruhum ızdırabınla İnsan ne kolayda alışır yokluğa Hatıralar hatırlandıkça, içime dolduracak keder, Gelecek gözlerime maziden kareler 23-40 5-3-2011

Uyuyoruz

Uyuyor. Masum mu? Bilmem. İçmiş sızmış mı? Sanmam Biz sadece uyuyor diyelim fazlasını bilmek insana birsey katmıyor. Uyuyor. Dünyayı bırakmıs kendi dünyasında yaşıyor. Bilinçaltında gezinen duyguları sanki gerçekmiş gibi yaşıyor. Kimse ne hissettiğini bilemiyor, anlayamıyor. Çünkü uyuyan o… Kaç saat oldu acaba yatalı. Dur hesaplayayım. Nasıl mı? Burada öldüğü yazıyor. Ama saat kaçta ölmüş onu yazmamışılar. Yaklaşık olarak söyleyebilirim ama onunda bir anlamı yok. Bırak uyusun kaç saat olmuşsa olmuş. Sanki uyandırabileceksin de… Bekli bir gün uyanır, ne dersin. Dur biraz burada benim ismim yazıyor. Nasıl olur ben bu yazıyı okurken nasıl ölü olurum. Dur biraz düşüneyim. Sanırım bu bir rüya olabilir ama rüya ise niye bitmiyor. “Biter” diye bir ses duyuluyor. Bence de bitmeli yoksa işler karışıyor. Madem uyuyorum ölü müyüm yaşıyor muyum? Nasıl anlarız. Tabi ki telefonun çalar saatini beklemeliyiz. O bizi uyandırır. Tabi gerçekten ölmediysem... 10.40 4.3.2011

Ölmek

Üşüyünce ölümü hatırlamak Yaşamak: elimdeki kırışıklıklara bakmak Hiç unutmamak, ölümü anmak Yaşamak; ölmeden ölmek Her şeyin bir anlamı var Önemli olan o anlamı anlamak 18.11.2009

Zor mu sence

Biraz yavaş… Anlamak o kadar kolay değil İşte gidiyor her şey Evet, kabullenmek zor değil Biraz hüzün işimi görür Yok, anlatmanın anlamı yok Dilediğim olmayabilir Hayat bu yüzden zor geliyor 10.23 4.3.2011

Mekânım

Sadece bir küçük pencereden ışık süzülüyor. Mekânım dört duvar. Sığındığım düşüncelerim, kağıtları kirletmiş düşlerim var. artık sinmiş acılar, benimsenilmiş.umutlarsa donmuş, bir sandığa kitlenmiş. Saatler düşman gibi sipere sinmiş, taarruza takati yok yavaşça bekliyor. Burada günler geçmez. Önce dakikalarla başlar mesai, sonra saatlerle ahbap oluruz. Sonra zaman tükenmedi ya günler gelir, görecek vakit varsa haftalar, hiç gelmez dediğimiz aylar gelir seviniriz. Seviniriz ölüme yaklaştık ya da ölümden uzaklaştık. Herkes farklı düşünür ama işin aslı böyle. İşte zaman geçmez ve geçse bile sana getirdiği sana yetmezse evin olur burası. Sahiplenirsin ranzanı, yürüdüğün duvar dibini, oturduğun sandalyeyi… Adımlar bir ileri bir daha ileri sonra durur biraz sonra bir daha ileri. Aslında ritim önemli değil önemli olan atacak adımın tüketilmesi.hani bazen adımlara aldırış etmeden içinden çıkamadığın özlemlerin rüyasına dalıp,çıkamazsın. Sonra ayılınca anlarsın. İşte ayılınca aklına hep aynı şe...