Atıcı
Daha bilyelerini cebinden çıkarmadan oyunun akışına baktı. Yoğun bir bilye akışı vardı oyunda. Tamda istediği gibi...
Oyun bitti ve yeniden başlıyordu. İşte o anda oyuna dahil oldu. Herkes beşer bilye koydu ortaya ve oyun başladı. Önce sıralama atışları yapıldı. En uzağa atan ilk başlardı. Artık kişinin öz güveni, zemini tanıması, şansı dahilinde birinci olmak isterdi. Bazen de sadece öylesine birinci olunurdu. Ama dedik ya birinci en uzaktan atmak zorunda. Bu da en baştaki bilyeye vurma olasılığını düşürüyor. Ama nedense herkes ilk atmayı seçer.
Birinci olmuş, nasıl atması gerektiğini bir an düşünmüş, atışının ona sağlayacağı bilye sayısını hesaplamış ve atışını yapmıştı. Onca şeyi bir dakikadan az sürede düşünmek zorundaydı. çünkü atış yapmak için sabırsızca bekleyen çocuklar vardı. Ve attı. Iskaladı. Hiçbir bilyeye vuramadı. Neyse ki en iyi atış yapan bilyelerin yarısını almıştı. Bu yüzden oyun tekrar oynanacaktı. Tekrar sıralama atışları yapıldı. Ortalarda bir sırada kaldı.
Atış sırası ona gelmişti. Ondan önceki atışçılar ıskalamıştı. Attı ve tam baştan vurdu. Kalan bütün bilyeleri aldı.
Bazı zamanlar biri baştan vurunca ve yerde çok fazla bilye varsa, vuran çocuk bilyeleri almadan önce bir kargaşa çıkardı. Kim ne kaparsa alırdı. Bu olay genelde başka mahallerden gelip oyuna dahil olan çocukların işiydi. İstenmese de oyuna alınırdı bu çocuklar. Çünkü kalabalık kardeşleri vardı ve kavga söz konusu oldu mu sonuçta üzecek ev sahibi mahallenin çocuklarıydı.
Bir gün belki yüz bilye kazana bilirdin. Fazla bilye kazanan çocuklar hemen eve koşar ve bilye bankasına cebindeki bilyeleri eklerdi. Kimisi bir çoraba doldurur, kimisi kavanoza koyar, kimisi keçemce de saklardı bilyeleri. Evden çıkarken yeniden oyuna dahil olabilmek için, yanına durama göre on-onbeş bilye almalıydı.
Tabi bilye bankta bilye kalmadığı da olurdu. Bu durumda birileri sana bilye satabilir veya bakkaldan alabilirdin. Ama oyun sıcaklığında paranı rakibine yatırmak daha az zaman harcardı. Anlaşıldığı üzere bir ticarette vardı bu oyunun içinde. İşte bu meslek olsa olsa atıcılıktır.
Ve o gürültüden rahatsız olan çevre evlerdeki kadınların şikâyet dolu sözleri, bağırışları; bazen de feryatları oyunun bitmesine neden olabilirdi. Oradan kovulur başka bir köşe, başka toprak alan bulunur, oyun son sürat devam eder. Ta ki büyüyüp bilye oynamak utanç ve usanç verene kadar…
22.05.2010 12:43 Tokat
Oyun bitti ve yeniden başlıyordu. İşte o anda oyuna dahil oldu. Herkes beşer bilye koydu ortaya ve oyun başladı. Önce sıralama atışları yapıldı. En uzağa atan ilk başlardı. Artık kişinin öz güveni, zemini tanıması, şansı dahilinde birinci olmak isterdi. Bazen de sadece öylesine birinci olunurdu. Ama dedik ya birinci en uzaktan atmak zorunda. Bu da en baştaki bilyeye vurma olasılığını düşürüyor. Ama nedense herkes ilk atmayı seçer.
Birinci olmuş, nasıl atması gerektiğini bir an düşünmüş, atışının ona sağlayacağı bilye sayısını hesaplamış ve atışını yapmıştı. Onca şeyi bir dakikadan az sürede düşünmek zorundaydı. çünkü atış yapmak için sabırsızca bekleyen çocuklar vardı. Ve attı. Iskaladı. Hiçbir bilyeye vuramadı. Neyse ki en iyi atış yapan bilyelerin yarısını almıştı. Bu yüzden oyun tekrar oynanacaktı. Tekrar sıralama atışları yapıldı. Ortalarda bir sırada kaldı.
Atış sırası ona gelmişti. Ondan önceki atışçılar ıskalamıştı. Attı ve tam baştan vurdu. Kalan bütün bilyeleri aldı.
Bazı zamanlar biri baştan vurunca ve yerde çok fazla bilye varsa, vuran çocuk bilyeleri almadan önce bir kargaşa çıkardı. Kim ne kaparsa alırdı. Bu olay genelde başka mahallerden gelip oyuna dahil olan çocukların işiydi. İstenmese de oyuna alınırdı bu çocuklar. Çünkü kalabalık kardeşleri vardı ve kavga söz konusu oldu mu sonuçta üzecek ev sahibi mahallenin çocuklarıydı.
Bir gün belki yüz bilye kazana bilirdin. Fazla bilye kazanan çocuklar hemen eve koşar ve bilye bankasına cebindeki bilyeleri eklerdi. Kimisi bir çoraba doldurur, kimisi kavanoza koyar, kimisi keçemce de saklardı bilyeleri. Evden çıkarken yeniden oyuna dahil olabilmek için, yanına durama göre on-onbeş bilye almalıydı.
Tabi bilye bankta bilye kalmadığı da olurdu. Bu durumda birileri sana bilye satabilir veya bakkaldan alabilirdin. Ama oyun sıcaklığında paranı rakibine yatırmak daha az zaman harcardı. Anlaşıldığı üzere bir ticarette vardı bu oyunun içinde. İşte bu meslek olsa olsa atıcılıktır.
Ve o gürültüden rahatsız olan çevre evlerdeki kadınların şikâyet dolu sözleri, bağırışları; bazen de feryatları oyunun bitmesine neden olabilirdi. Oradan kovulur başka bir köşe, başka toprak alan bulunur, oyun son sürat devam eder. Ta ki büyüyüp bilye oynamak utanç ve usanç verene kadar…
22.05.2010 12:43 Tokat