İnsanların karınlarını doyurmakta sıkıntı çektiği, “bugün doyduk yarın Allah kerim” dediği bir köyde yaşamaya çalışan Hasan’ın içi yanıyordu. Hani kalbini bir şey kemiriyormuş hissi vardır ya, bu his değil acının ta kendisiydi. Yoksulluk hırçın bir yırtıcı gibi saldırıyordu bu diyarda insanlara. Kaçabilen kurtuluyordu. Kaçmak tek çare gibi görünüyordu zira yoksullukla yüzleşmek ölüm fermanının verilmesi demekti. İşte bu diyardan kaçan bir ailedeki bir sevgilide kalmıştı Hasan’ın kalbi, sevgisi ve geleceği. O yüzden günlerdir mecnun misali dolanıp duruyor, öylece savruluyordu zamanın ardından… Sevdiği olmadan dünyanın dönmesi onu pek mutlu etmiyordu. Avare avare gezinirken yolu derenin kenarına düştü. Aklına o anda bir fikir düştü, üşüştü. Biliyordu. Her dere denize akar. Ümitsizliğin içinde günlerce can çekişen ruhunu hiçbir ümit kıpırtısı kurtaramaz sanıyordu ama sevgilisine kavuşmanın bir yolu vardı.Evet, bu dereyi takip ederek denize ulaşabilir, sevdiğini bulabilirdi. “Bu...