Kayıtlar

2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kendimi Avutuyorum

yollar karmakarışık ulaşır mı sana bilmiyorum yoruldum dediğime bakma dayanabiliyorum hayali çiziyorum seni seyrediyorum kayboluyorum bakışlarında gerçek mi düş mü anlayamıyorum sen söylediklerime bakma kendimi avutuyorum hayalini çizdim sana bakıyorum 31.10.2012 14:33 Nevşehir

Bencilim

Hatırlanmaya çalışmak kendimize yapacağımız en acımasız işkence çünkü çabalarımız sadece kendimiz için oldukça ismimizin hatırlanmasını umursarız. Varsın adım mezar taşımdan başka yerde yazmasın. Ne olur? Sanki ölünce ya da yaşarken anılmaya muhtaçmışız gibi… Tabi içimizdeki benlik çok ister ve istiyor. Bunu görüyorum, görebiliriz. Şimdi karga tulumba atalım bilindik düşüncelerimizi ve yepyeni bir düşünceye yeni bir sayfa açılım zihnimizde. Kaybolmuş sevgiyi, ezilmiş masumiyeti, yoksulluğu yazalım yeni sayfamıza. Gelecek varsa eğer böylece bir düzen ile inşa edelim.Bencilliğin diyarı olmasın buralar. Çok isterdim ama maalesef bu diyarda bencilden geçilmiyor. Cep, içinde para varsa değer biçiyor sahibine. Böyle sürüp gidiyor ve sanırım diriliş sesine kadar da devam edecek. Bazı müstesna ruhların haricinde… 29.01.2012 23:06 Tokat

Yarının Karanlığı

bilinmezlik nasıl korkutur insanı ölümün aniden gelmesi gibi kalbim sızlıyor yarını bekleyen bir yolcu düşündükçe daha da derinlere iniyor hislerim kaybetmek acı veriyor ölümün kaybı daha acıdır içimde bir boşluk var denir acı o boşluğun dolmayacağı için vardır unutulabilir boşluklar ama bir gün ayağın takılır içine düşü verirsin işte insan aslında hiçbir şeyi unutmaz korkuyorum işte bu bilinmezlik kargaşasından umudumun kaybolmasından yarının karanlığından 26.10.2013 10:21 Kayseri  

Miş

düşlere işlenmiş öyle içten kalbimle süslenmiş hayat hanem çiftlenmiş bir ışık yanmış şenlenmiş zaman akmış senelenmiş sevgiye gölge olmuş ağaç filizlenmiş gönül hanem beslenmiş büyümüş öylece yeşermiş gün solmuş tükenmiş zaman bitmiş yer değişmiş dünya hanem küllenmiş ahir görünmüş melek seslenmiş 05.10.2013 23:29 Gölköy

İsmail Usta

Resim
Çekiç seslerini duyunca günün pazar günü olduğu anlaşılırdı. Hani bugün günlerden ne demezdim. Bilirdim bugün pazardı. Dedem bakır kapları düzeltiyor olmalıydı. Tabi bu işleme kadar bir çok süreç işlemesi lazımdı. Kimse rahatsız olmasın diye çoğu zaman işleri biraz yavaştan alırdı. Önce gelen bakır tencere tava neyse gostik dediği bir kimyasala daldırır sonra onları bildiğimiz çakıllı kum ile bir teknenin içinde yıkar daha sonrası su ile durular ve kurumaları için dizerdi. Daha sonra düzeltmelerini yapardı. Yamulmuş yerlerini tahta çekiçi ile düzeltirdi. İşte bu aşamaya genelde denk gelirdi uyanmamız. Hızlıca kahvaltımızı yapardık. Babaannem dedemin aşağıda olduğunu biraz yardım etmemizi söylerdi; "dedenize az yardım edin oğlum."  Dükkana indiğimizde kalaycı ocağı kayılmış kalaylamaya başlamıştır dedem. Önce biraz kızar gibi "yatın oğlum, bu saate kadar yatın " derdi. Saat desen dokuz yoktur. Böyle dese bile yüzünden anlaşılırdı geldiğimiz için hoşnut olduğu. B...

Dereden denize

İnsanların karınlarını doyurmakta sıkıntı çektiği, “bugün doyduk yarın Allah kerim” dediği bir köyde yaşamaya çalışan Hasan’ın içi yanıyordu. Hani kalbini bir şey kemiriyormuş hissi vardır ya, bu his değil acının ta kendisiydi. Yoksulluk hırçın bir yırtıcı gibi saldırıyordu bu diyarda insanlara. Kaçabilen kurtuluyordu. Kaçmak tek çare gibi görünüyordu zira yoksullukla yüzleşmek ölüm fermanının verilmesi demekti. İşte bu diyardan kaçan bir ailedeki bir sevgilide kalmıştı Hasan’ın kalbi, sevgisi ve geleceği. O yüzden günlerdir mecnun misali dolanıp duruyor, öylece savruluyordu zamanın ardından… Sevdiği olmadan dünyanın dönmesi onu pek mutlu etmiyordu. Avare avare gezinirken yolu derenin kenarına düştü. Aklına o anda bir fikir düştü, üşüştü. Biliyordu. Her dere denize akar. Ümitsizliğin içinde günlerce can çekişen ruhunu hiçbir ümit kıpırtısı kurtaramaz sanıyordu ama sevgilisine kavuşmanın bir yolu vardı.Evet, bu dereyi takip ederek denize ulaşabilir, sevdiğini bulabilirdi. “Bu...