İsmail Usta



Çekiç seslerini duyunca günün pazar günü olduğu anlaşılırdı. Hani bugün günlerden ne demezdim. Bilirdim bugün pazardı. Dedem bakır kapları düzeltiyor olmalıydı. Tabi bu işleme kadar bir çok süreç işlemesi lazımdı. Kimse rahatsız olmasın diye çoğu zaman işleri biraz yavaştan alırdı. Önce gelen bakır tencere tava neyse gostik dediği bir kimyasala daldırır sonra onları bildiğimiz çakıllı kum ile bir teknenin içinde yıkar daha sonrası su ile durular ve kurumaları için dizerdi. Daha sonra düzeltmelerini yapardı. Yamulmuş yerlerini tahta çekiçi ile düzeltirdi. İşte bu aşamaya genelde denk gelirdi uyanmamız. Hızlıca kahvaltımızı yapardık. Babaannem dedemin aşağıda olduğunu biraz yardım etmemizi söylerdi; "dedenize az yardım edin oğlum."  Dükkana indiğimizde kalaycı ocağı kayılmış kalaylamaya başlamıştır dedem. Önce biraz kızar gibi "yatın oğlum, bu saate kadar yatın " derdi. Saat desen dokuz yoktur. Böyle dese bile yüzünden anlaşılırdı geldiğimiz için hoşnut olduğu. Biz körük çeker dedemde erittiği kalayı tencere tava ne varsa sürer bir pamuk parçası ile düzeltir sonra artan kalayı bir bakır tepsiye döker bir sonraki işlemde yeniden eritir sürer düzeltir artarsa yeniden dökerdi. Bazen bir tencere tava bitince "anne söyle (babaanneme yani) yoğurt ( ya da pekmez) çalkalaması yapsın " derdi. O sıcaktan etkilenirdi yaşlı bedeni. Hızlıca içerdi geleni... Kalay sürülüp düzeltildikten sonra kalaylanan tencere tavalar bir kenara dizilir, soğuması beklenirdi. Daha sonra bir bez ile kalan lekeler temizlenirdi. Artık kalay işi bitmiştir.  

10.09.2013, 11:34 Kayseri