Kayıtlar

Mart, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Babaanne

Köşesinde yorgun bir beden. Esaret kalmış, özgürlük şerbeti gençliği ile gitmiş. Ruhu öylesine özgür ki düşüncelerinde yaşattığı onca insanı her gün ziyaret eder. Kaç sene ardında kalmış, ağır aksak yürümesinde. Kaç yaşında hayatı öğrenmeye başlamış ki daha oyun nedir bilmeden. İnsanın annesinin olmaması hayatına nasıl etki eder bilir misin? Sen hiç hüzün avukatı görmedin mi ya da şefkat meleği. Hepsini kırışmış yumuşacık ellerinden anlayamazsın, yanına sokulup hayatı anlatmasına şahit olman lazım. Belki öksürüğü bile geçmişinin rutubetli yollarına götürür insanı. İşte bunların hepsini toplarsan benim gözümde bir babaanne eder. 29.03.2015 01:27 Kayseri

Ne hacet

Kıymet bilmez hisler kaç bedeni köle etmiş Kapıları kırmak lüzum değil, dönüp gitmek… Sonra ferman mı gerek, yoksa teselli Yola düştü salik yetişmeye ne hacet 27.03.2015 23:25 Kayseri

Kâğıt gemi

Girdaba kapılmış kâğıt gemi merak etmiyor sonunu Gururla yelkenlerini açmış, kendini sonsuzluğa bırakıyor 31.10.2012 14:43 Nevşehir

Mektup

İnsanın ruhuna bir karanlık çöker, dönüp durur korkunun verdiği heyecanla. Bir aydınlığa erişmeyi sadece kendinden değil yaratandan da ister. Çünkü bilir, hatta bilmese bile o an anlar ki her karanlığı aydınlatacak gücü olmaz. Diler ve çabalar. Sonrasında aydınlığa kavuşur mu bilemem. İnsanın kalbine, gönlüne kimse müdahale edemez. Bu su götürmez bir gerçek. Bilinmez tabi gönülde,   düşüncede kim var. Matematik bazen insanı çıkmaza sürüklüyor işte; bütün olasılıkları düşünmek gibi bir saçmalığa itiyor insanı. Yoksa dıştan gurur gibi görünen, aslında korku da olabiliyor. Hani yenilen pehlivan güreşe doymaz ama insanın duyguları yıpranınca rengi soluyor, insanın giyesi gelmiyor. Kimselere de göstermek istemiyor. Yalan rüzgârında hangi insan dengede kalabilir. Yalanlar büyüdükçe/arttıkça rüzgâr bir fırtınaya dönüşür. Sonrasında olmak istenen yerden çok aşağılarda bulursun kendini. O yüzden yalan rüzgârına güven olmaz. İşte bir ışık görünür yürümeye başlarsın, kalpte kabul...

Denge

Gözümde büyüttüğüm onca şey var. Kimi küçücük çabalarla yıkıldı. Bazısını da büyüttükçe büyüttüm. İki günün ikisinde aynı olamıyor. Ruh alin sebepsiz yaralar açıyor içine. Düşüncelerini kızdırıyor ve en mahremi yakıyor. Tabi bir izde kalıyor. Ellerimde bile geçmişten miraslar varken ruhumda, düşüncemde nasıl olmasın. Diğer gün oluyor, geçen ruhu haliyetinden eser yok. Sanki yeniden doğmuş düşüncelerini umutla besleyip büyütmekten başka yapacak iş yok. Daha bir tefekkür dolu bakıyorum, bir teslimiyet süsü ile ruhumu iliştiriyorum güne. Bir bakıyorsun yarın yine önceki gün oluyor. Garip mi, yoksa bana mı garip geliyor anlamıyorum. En büyük güç, insanın kendini terapi etmesi, edebilmesi. Bunu başarmak sağlam bir inançla olsa gerek ki ben daha elde edebilmiş değilim. Güzel bir söz okudum, “İnsan hep uçurumların arasından yürür. İstese de istemese de, en sahici zorunluluğu dengesini korumaktır.” kelimelerin hayatı, insanı ve daha bilmem hangi duygu ve düşünceyi anlatmaktan başka ne...