Mektup
İnsanın ruhuna bir karanlık
çöker, dönüp durur korkunun verdiği heyecanla. Bir aydınlığa erişmeyi sadece kendinden
değil yaratandan da ister. Çünkü bilir, hatta bilmese bile o an anlar ki her
karanlığı aydınlatacak gücü olmaz. Diler ve çabalar. Sonrasında aydınlığa
kavuşur mu bilemem.
İnsanın kalbine, gönlüne kimse
müdahale edemez. Bu su götürmez bir gerçek. Bilinmez tabi gönülde, düşüncede kim var.
Matematik bazen insanı çıkmaza
sürüklüyor işte; bütün olasılıkları düşünmek gibi bir saçmalığa itiyor insanı. Yoksa
dıştan gurur gibi görünen, aslında korku da olabiliyor. Hani yenilen pehlivan
güreşe doymaz ama insanın duyguları yıpranınca rengi soluyor, insanın giyesi
gelmiyor. Kimselere de göstermek istemiyor.
Yalan rüzgârında hangi insan
dengede kalabilir. Yalanlar büyüdükçe/arttıkça rüzgâr bir fırtınaya dönüşür. Sonrasında
olmak istenen yerden çok aşağılarda bulursun kendini. O yüzden yalan rüzgârına
güven olmaz.
İşte bir ışık görünür yürümeye
başlarsın, kalpte kabul görür, ihtimallerin zihnine verdiği acıyı bertaraf
eder, yalan rüzgârına da bulaşmadığın zaman belki sevgiliye kavuşursun. Bilmem,
dilerim sadece.
“Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler”
25.03.2015 Kayseri