Kayıtlar

Eylül, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İsmail Usta

Resim
Çekiç seslerini duyunca günün pazar günü olduğu anlaşılırdı. Hani bugün günlerden ne demezdim. Bilirdim bugün pazardı. Dedem bakır kapları düzeltiyor olmalıydı. Tabi bu işleme kadar bir çok süreç işlemesi lazımdı. Kimse rahatsız olmasın diye çoğu zaman işleri biraz yavaştan alırdı. Önce gelen bakır tencere tava neyse gostik dediği bir kimyasala daldırır sonra onları bildiğimiz çakıllı kum ile bir teknenin içinde yıkar daha sonrası su ile durular ve kurumaları için dizerdi. Daha sonra düzeltmelerini yapardı. Yamulmuş yerlerini tahta çekiçi ile düzeltirdi. İşte bu aşamaya genelde denk gelirdi uyanmamız. Hızlıca kahvaltımızı yapardık. Babaannem dedemin aşağıda olduğunu biraz yardım etmemizi söylerdi; "dedenize az yardım edin oğlum."  Dükkana indiğimizde kalaycı ocağı kayılmış kalaylamaya başlamıştır dedem. Önce biraz kızar gibi "yatın oğlum, bu saate kadar yatın " derdi. Saat desen dokuz yoktur. Böyle dese bile yüzünden anlaşılırdı geldiğimiz için hoşnut olduğu. B...

Dereden denize

İnsanların karınlarını doyurmakta sıkıntı çektiği, “bugün doyduk yarın Allah kerim” dediği bir köyde yaşamaya çalışan Hasan’ın içi yanıyordu. Hani kalbini bir şey kemiriyormuş hissi vardır ya, bu his değil acının ta kendisiydi. Yoksulluk hırçın bir yırtıcı gibi saldırıyordu bu diyarda insanlara. Kaçabilen kurtuluyordu. Kaçmak tek çare gibi görünüyordu zira yoksullukla yüzleşmek ölüm fermanının verilmesi demekti. İşte bu diyardan kaçan bir ailedeki bir sevgilide kalmıştı Hasan’ın kalbi, sevgisi ve geleceği. O yüzden günlerdir mecnun misali dolanıp duruyor, öylece savruluyordu zamanın ardından… Sevdiği olmadan dünyanın dönmesi onu pek mutlu etmiyordu. Avare avare gezinirken yolu derenin kenarına düştü. Aklına o anda bir fikir düştü, üşüştü. Biliyordu. Her dere denize akar. Ümitsizliğin içinde günlerce can çekişen ruhunu hiçbir ümit kıpırtısı kurtaramaz sanıyordu ama sevgilisine kavuşmanın bir yolu vardı.Evet, bu dereyi takip ederek denize ulaşabilir, sevdiğini bulabilirdi. “Bu...

Yönel Kul Olman Gerekene

Bana olanı anlat. Yaşarken neden bu kadar kendine acıyıp ancak hiç de acınacak bir durumda olmadığını... Kendin anlat kendini. Doğru soruları kendine sor. Yanlışlarının sana neler getireceğini, bildiğin halde atladığın ateşleri... Söndürecek gücün olmadığı halde neden atladığını. Belki bazı düşlerin müspet ama yolun düzgün mü? yanlışla doğruya varılmaz bilmiyor musun? Anlamıyorsan ya da anlamak istemiyorsan sana kim anlatabilir, kim seni alıp "bu doğru yol bak" diyebilir. Aslında çağrıcılar etrafta ve çoğunu tanıyorsun ama en amansız düşmanın çağrısı seni cezp ediyor ansızın. Nedenlere bulandığında iş işten geçmiş, zaman tükenmiş, olan olmuş oluyor. Kağıtlar hep beyaz yapılıyor. Sonra kirleniyorlar senin gibi. Önce temizlemeye çalışıyorsun. Az da olsa izleri kalmış, sonra bir bakıyorsun daha da kirlenmiş. Hep böyle olunca kirlet sil tekrar kirlet tekrar sil. Kağıt kağıtlıktan insan insanlıktan çıkıyor. Anlıyorsun. Sonuna gelmeden neden olmuyor diyorsun. Hani biliyord...

Kızgın Kadın

Çocuğa salak diyor sandım. Hatta dahasını da... ama anladım ki suçlu çocuk değildi. Kadın otobüsten indi. Bende oradan geçiyordum, bankaya gitmek için hızlı adımlarla. "Kardeşim nasıl bir laf, insanlıktan nasibini almamış..." gibi bir cümleye tanıklık ettim. Mahcup oldum. Sanki suçu işleyip kadının sözcüklerine maruz kalmış gibi. Düşündüm, kendimi düşündüm, sonra halletmem gereken işleri ve kadını unuttum. Şimdi hatırladım mirasçı yaptım geleceğe... 03.09.2013 19:25 Kayseri