Kayıtlar

Nisan, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Vuslatın Gölgesinde

Vuslatın gölgesinde O karanlığın içinde Kendime saklandım yine Hep düşünürm ne zaman benim günüm diye

Kalıcı Mutluluk Nerede

Mutluluk nerelerde saklıdır. Hangi kapalı kutularda, hangi hazinlerin arasında, hangi ücra köşede… Bir bilen var mı? Bir tebessüm nereden bulunabilir ya da içimizi okşayan bir kıpırtı, damarlarındaki kan akışını artıran bir görüntü… Nerden bulunabilir mutluluk kaynakları. Bugün bir kitap aldım. İçimi bir merak ile mutluluk sardı. Yeni olan her şey mutlu eder beni. Kitapları ayrıca çok severim. Sınavımın kötü geçmesi bile mutluluğumu gölgeleyemez. Şuan için. Dünde mutluydum. Akşam yağmurun altında çekirdek yemek, arkadaşlarımla olmakta bir mutluluk… Peki, kalıcı mutluluk nerede bulunabilir! Bir yanıt arasam da sonuç hüsran olur diye korkmaktayım. Bir kalbe yelken açmamı da bu düşünce engellemekte… Hocamın çarpıcı üslubu, etkileyici hikâyeleri, katı ama eğlenceli eleştirileri de bir mutluluk kaynağı. Bir mutluluk kaynağı da budur. Peki, kalıcı mutluluğu nasıl elde ederiz! Sevgilinle tatlı bir tartışma içine girmen, ruhunu okşayan güzelliğini görmen, sana dokunması, elini tutması… Bunlar ...

Yazgı

Yüklendiyse yük, Elbet kaldırabilirim Söylendiğime bakma Nasıl şikâyetçi olabilirim. 15.15 17.11.2009

Tanımadığım Kadın

Heyecan sardı gönlümü Kekeler oldu dilim Hayat saldı bedenime, Beni saran sevinçle Konuşmak isterdim İçimde olanları anlatmak Hayatı yaşamak isterdim Tanımadığım kadınla 24.11.2008

Ölüm Gelinceye Kadar

Çıkacak ruhum, bedenim kalacak Bir gün anılıp, diğer gün unutulacağım! Yaşamı anlamaktan kastım, ilme sarılmış başım Yolum uzun ben dalgın, bir gün ölene kadar Tarihi atılmış vaktin, saati de tutulmuş Soluğum sayılıdır bilirim, ölüm gelinceye kadar   19.12.08 20:00 Tokat

İçime Sakladığım Güzel

İçime sakladığım güzel Hep başkalarına bakıyorum sen diye İçime yığdığım yalnızlığım Hep başkalarıyla avutuyorum seni İçimin konaklarında Hep başkaları yaşar durur İçimin bekçisi izinde Hep girerler içime ben istemesem de İçimin sevgisi Hep yorgunmuş ezelden İçimin kalbi Hep atar istemeden İçimde olup biten Hep içimde kalırmış Hiç kimse bilmeden

Hepler

Hep umut ettik Hep bekledik Birisi dürttü de söyledik Açamadık içimizi Hep kaçamakça yaşadık Hep sabrettik En aptalcısıysa korktuk içimizi dökmekten Kendimizi ifade etmekten Şimdi hayat bize bir ders verdi Bizi yazmaya sevk etti Eh işte döktü içini Hepler ve niçinler tükenince hayatta O zaman hayat olmaz, ölürsün o anda

Figan

İşitilirse figanım Duyulursa sesim Konuşur susan dudaklarım Fışkırır içimden sevgim Kaynaşır bakışlarım Gözlerim ışıltıysa oynaşır Bu sevinçle çalışır kalbim Düğüm olur sözcüklerim . . . Şaşırırsa düşüncelerim Kalbim durur da o anda Kapışılır parçalarım Duyulmaz ise figanım 06 Nisan 2008 Pazar, 13:12

Ellerim Ceplerimde Dolaşırken

Gecenin matemi üstümü örttüğünde karanlıkta kimsecikler yokken seni düşünmekteyim soğuk havanın burnuma verdiği acıya aldırmadan karanlıkta yürümekteyim çok zamandır seni beklemekteyim ellerim ceplerimde dolaşırken hep seni düşlemekteyim

Aynı Ben

Dalıp gittim Umutlarımla dibe doğru ilerledim Sonra sustum Kızdım, kendime çok kızdım Anlamadım Uzunca dalıp gittiğimi Acılarla uyandım Yine ben aynı ben Sonra bekledim Hem de çok… 22.01.2010 18:53

Aşk

Aşk durdu karşımda, Başladı dert yanmaya: Beni çok severler; sevmeyenler ise arar durur Peşimden koşan çoktur; beni tanımayan yoktur Uğruma her şeyi veren de var beni kullanan da Yalanlarına beni alet eden de var benim yalan olduğumda olur Aşk sonra üzgün gitti Bense arkasından bakakaldım

Yoluma Düşmüş Siması

Yine gözlerim görmüş, Ruhum ezilmiş hüzne bürünmüş, Bilinmezlik içinde acıyla, Bir günü daha geçiriyorum Yolumun üstüne düşmüş siması Belli ki Rabbim böyle uygun görmüş Ne çıkar, ne azalır; acıyla bırakır varlığı Beklemek; uzaklaşmak en doğrusu 01.04.2010 20:54

Sev Her Şeyi

Savrul, rüzgârlara vur kendini. Aç ellerini, mutluluğu benimse. İn yama aşağı kendini geç. Sonra delice sev. Sevdiğini düşün işte böyle yaşa. sev her şeyi 15.11.2009 00.53

Son Bulmuyor

Karanlığın içine doğru gidersin Hep birini hayal edersin yanında Sanki soluk alışını duyuyorsun Sevgiyi içinde besliyorsun Bir gün onu düşünerek ağlıyorsun Kızgın bakışlarınla aynalara bakıyorsun Umut bekliyorsun sonsuz çığlıklarından Hep bekliyorsun Kısa bir tebessüm belirince yüzünde Umut sarıyor bedenini Sonra yine virane aşk halindesin Son bulsun istiyorsun, son bulmuyor

Seni Bulacağım

kim bilir belki vucut bulur sevgi hayat bulur benliğinde mutluluk dogar gunumde... vazgecmek en kolayı Mevlam gostercek bıze dogru yolu suruklenıp acılarla dolsamda varlıgını kovalayacagım seni bulacagım 09.16 3.3.2010

Hayat Son Bulacak

soluk aldıkça varlığım var olacak. ölüm anım son soluğum olacak. bir solunum olayı son bulacak ve bir hayat ebediyete kayacak. bir ruh bir yerde bir günü bekleyecek. benliğim, hüznüm, sevincim, sevdiklerim, sevmediklerim, arkadarlarım, düşlerim, beklentilerim, müzik tutkum, her şeyim ve her şey benim için son bulacak. bir mezarım olacak bir de mezar taşım. üstünde ismim yazacak, yalnızca ismim. insanlar bir taşa bakıp beni anacak. bir soluk daha alamadan ölüm meleği emanetini alacak ve bu hayat son bulacak. 21.10 22.02.2010

Gelecekte Herşey

hayat dair gerçeklerle dolu yaşam sevinci kederi içinde saklı bazen anlamını yorulmadan anlasakta, her şey olaylarda saklı bir koşturmacadır gidiyor hayat bizi dilediğince sürüklüyor kimse dur demiyor, diyemiyor son solukla hayat son buluyor günlerle gelecek he şey geçmişte kaldı ve kalacak mazi sevgide var gelecekte; sızı da var olacak kalpte günlerle gelecek her şey 10.27 28.2.2010

Geçmiş ile Geleceğin Savaşı

Elinde kılıçlarla bekliyor gelecek Bizde ne kılıç var ne de güçlü bir bilek Biraz umut, az biraz yürek Görünüyor, bekliyor gelecek Başlıyor savaş Sesler birbirine giriyor Ezip geçiyor geçmişi gelecek Mağlup oluyor geçmiş Ayakta kalansa gelecek 10:24 02.8.2009 Gölköy

Gecenin Karanlığı

Gecenin karanlığı benim gönlüme aydınlık gelir. Sakin ve az ışıklı; tamda beni yansıtıyor. Birkaç sokak lambası aydınlatmaya çalışır o sonsuz karanlığı. Lakin ancak benim yürüdüğüm yol aydınlıktır. Daha nice karanlıklar var ışık bekleyen kim bilir Neler gelir geçer aklımdan. Ne sevgili, ne de başkası mahrum kalır. Ne varsa hayatımda anımsarım, düşünürüm karanlıkta. Belki de karanlıktır aydınlığın kendisi. Yani karanlık aydınlıktır. Ben seviyorum karanlığı, loş ışıklı sokakları, hafif soğuk ya da serin esen rüzgârı... Bir de yağmur yağmışsa etraf daha da sakindir. Bu benim için daha da iyidir. Kafa dinlemeye bir başka yer bulamam gayri. Huzur aranırda bulunmaz mı? Bulunur işte bu caddede bu saatte. Her neyse; karanlığın aydınlığı, aydınlığın karanlığı benim hoşnutluğumdur. 23.21 24.02.09 Tokat

Düşüncenin Fakirliğini Yaşıyorum

Yastığa gömülmeden başım, Hayata dair düşlerim var Kitaplara yazmış dostlar, Benimde benzer hislerim var Buz gibi akan suya, Çıplak ayakla basasım var Yorucunca, sıkılınca her şeyden Kaçıp gidesim var Fakirliği yaşıyorum; Paranın değil, düşüncelerin Yine de elde etmek istiyorum Bunu yapan ben değil Susuyorum; önümdekini kovalıyorum Ne çıkarsa çıksın, çabalayıp deviriyorum Peki, bunun için mi yaşıyorum Düşüncenin fakirliğini yaşıyorum 16.04.10 23:20 Tokat

Düşlediğin

Ne istersen var. Gerçekler. Hepsi yaşanabiliyor. İşte karşında duruyor. Hep istemiştin işte al. Tat bakalım düşlediğin gibi mi her şey. Dilediğince yaşa. Sakın sıkılma. Çünkü sen böyle düşledin. Yoksa dahası da mı lazım; yetmez mi bu kadarı? Niye konuşmuyorsun. Çok mu sevdin? Evet, hakkındı çok bekledin. Şimdi aç gözlerini kandırdım seni. Nerde o gerçek. Elbette bu hayali... Fazla kapılma hepsi bitti, geçti gitti. 26.12.2009 23:05

Çok İlginç Bu Hayat

Ne ilginç bir hayat Dünü bugünü karışık Olaylarına kimdir alışık Sürüklenip gidince anlaşılıyor, Çok ilginç bu hayat Mutlulukta var, az biraz acıda Sevgide var, sevgilide Yaşamda var, ölümde Her ne varsa; her ne oluyorsa Çok ilginç bu hayat Hem de anlatılamayacak kadar ilginç... 13:0316.07.2009

Çok Geç Kaldı

Sıktım boğazını, hıçkırdı Tutuldu nefesi Bırakınca yalpalandı Kaldırdım boğazına tekrar sarıldım Cezası budur Ama öldüremedim Ağladı, zırladı Beni ben yapmaya yetmedi ki Eski mutlu beni getiremedi Çok geç kaldı … Hırsımı azda olsa aldım Arkamda bıraktım Bedenim yalnızlığı benimsemişken Biriyle olmazdı Arkamdan baktı eminim Kendine kızdı eminim Yine hayata döndü eminim Beni bile unuttu eminim 17.11.08 Tokat

Bitti, Bitiyor

Bitiyor Yavaşa yavaş Kısalıyor Durmaya yaklaşıyor zaman Düşünceler değişiyor İnsanlarda Etraf sakinleşiyor Yavaş yavaş Ölüm yaklaşıyor Bir gün Pusudan çıkıyor Ellerinde can çekişiyorsun Ve ölüyorsun Bitti Bitiyor 09.50 16.01.09 Tokat

Ben Suyum

Azgın su misali içimi Derinlerine sakladım yalnızlığımı Fırtınalı havalarda, Vururum dışarı kinimi Sevgimi maviliğimle gösterir Alabildiğine mavi görünürüm Sığ sularım sakin Derinlerimde benim sevincim Aşkımı balıklarım ile paylaşır Onlar ile oyalanırım Ben suyum Sakin ve kimsesiz Ben yalnızım Balıklarım var sadece Ben yoksunum sevgiden Sevgiden maviliğim var sadece

Yolcu Kalmasın

Saat altı dedi mi ayaktaydık. Ben yapmasam da abim kahvaltısını yapardı. Artık büyümüştük annemizle yolculuk yapmak biraz çocukça geliyordu. Akşamdan hazırlanmış valizimiz yanımızda yola düşerdik. Sabahın o erken saatinde. Yola çıkalı bir saat olmuştur artık; sahildeyiz. Abim gazetesini alır. Spor gazetesini. O zamanlar müptelasıydı. Şimdilerde pek okumuyor. Bende yiyecek, çoğu zaman simit alırdım. İlk otobüsle yola devam ederdik. Sahilli izler doğuya doğru yol alırdık. Muavine her zaman ki ineceğimiz yeri söylerdik. İndiğimizde ilçeye gitmek için bilet alır, kalkış saatini beklerdik. Bir aceledir sürüp giderdi. Aslında acelemiz yoktur ama heyecanımız vardır. Zaman dolar, kalkış saati gelir, otobüs çalışır, yolculuk kaldığı yerden devam ederdi. Bir saat sonra o küçük ama şirin ilçeye gelirdik. Bizim köy ahalisinin bulunduğu çay ocağının önüne gider, köye kalkacak araba var mı bakardık. Bazen olurdu. Biner giderdik. Bazense tabanvayla gitmek zorunda kalırdık. Üç kilometrelik yoluş bir y...

Son Anlar

Son öpücüktü dudağında hissettiği, bu son öpüşmeleriydi. Son dakikalar, ayrılığın ilk dakikalarıydı. Son kez göz göze bakıyorlardı. En derinlere işliyordu bakışlar. Konuşmak acıyı daha da dayanılmaz hale getiriyordu. Bu yüzden sükûnet vardı havada. Sadece bakışlar konuşuyordu. Anlam yüklüydü her şey. İster istemez bir çıkmaz doğmuştu ama ikisinin de istemediği bir sonuçtu ayrılık. Acı verici sözler dökülünce ortalığa, yaşadıkları mekân tiksinti veriyordu her ikisine de. Belki sözcükler de değildi ayrığın nedeni. Belki başka birisi vardı işin içinde. Artık her ne olduysa yollar ayrılmalıydı. Çünkü ayrılık böyle olurdu. Arkada hiçbir şey bırakmadan kaybolmaktı. Belki daha en başında yapılmıştı yanlış. “Hayallerimdeki kız” demişti biri, “hayallerimdeki erkek” demişti diğeri. Hâlbuki hayal ile gerçek ayrı şeylerdi. Sırf isteklerle yaşanmazdı. Biraz da hislerin ve düşüncelerin kaynaşması lazımdı. Şimdi istemeseler de ayrılmak zorundalar. Çünkü temelsiz bir ilişkinin üstüne ne yapılabilirdi ...

Rehine

Sus lan! Sen kesmezsen ben keserim sesini. Ne acayip adamsın; ağlaman gerekirken gülüyorsun. Deli misin? Kafayı yiyeceğim senin yüzünden. Biraz daha akıllı otur ki senin işini erkenden görmeyeyim. Yoksa ilk sırada sen gidersin tahtalıköye. Bizim kadir’e de selam söyle az önce-çatışmada- oraya gitti. Bekli bizde gideriz; reis pek uzlaşma istemiyor. Aslında kaçmak var aklımda ama etraf çoktan sarılmıştır şimdi. Teslim olsak onca yıl içeride nasıl geçer. Bakalım reis bir yol bulur belki. Bulamazsa her halükarda eziyet görünüyor gözüme. Hala susmadın mı sen. Kafanı mı patlatayım lan senin. Aha yine başladı çatışma. Aha da reis düştü. Şimdi her şey bitti işte. Ne yapmalı şimdi. Biraz daha sıkarsam beni de gönderirler öbür tarafa. Teslim olalım bari. … Lan şimdi de ağlıyor musun? Beni öldürün ağabey bu adam beni delirtecek. Çekin şunu gözümün önünden. Eğer bir gün karşıma çıkarsan seni ellerimle boğacağım. Bu sözümü unutma! —seni tercihlerin öldürmüş, sen istediğin kadar adam öldür. 03.04.20...

O Öldü

Bilinmez nedenlerin gerçekliğine inanmalı insan. Bazen gerçeğin görülmediğini bilmeli ve bu yönüyle düşüncelerini insanlara göstermeli. Suskunmuş, beklide doğuştan durgun, küskün… Ölüm bir başlangıçtı. Bunu biliyordu ama ön hazırlık safhasını aniden geçmek istedi ve karar verdi. Hem de aniden! Sonra ne yapılabilir kısaca bir düşündü. Ne çeşit ölümler vardı. Nasıl erken ve acısız ölünebilirdi? Aradı ve cevabını buldu. Sırada uygulaması kaldı ve bunun içinde bir yer lazımdı. İnsanların sevdiği bir şey, yüksekten atlayıp ölmek… Belki de mecburiyet, beklide koşulların getirdiği bir durum. Sonuç olarak çok fazla tercih edilen bir ölüm; atlamak ve ölmek… Sonunda her şey hazırdı. Kimsenin düşünmeden, kafasını yormadan anlayamayacağı gerekçeleri vardı. Bence kesin vardı. Nedenlerin bilinmezliği budur işte ve kimsenin göremediği gerçeklik. Öldü. Acı çekti mi bilmiyorum ama öldü. Ölmeden rüzgârın tenine verdiği hissi düşündü belki, bekli de gerekçelerinin bunu yapmasına yetip yetmeyeceğini düşün...

Masum Çamur

Yağmur yağıyordu. Düşünceli, içim sıkıntılı bir şekilde yürüyordum. Etraf sakin ve karanlıktı. Kimsecikler yoktu ve bu beni mutlu ediyordu. İleride bir su birikintisi gördüm. İlk görünüşte bildiğimiz çamurdu. Sonra fark ettim ki çamur kirlerin kuşatmasındaydı. ‘‘Acaba bir çamurda bu kadar kir olabilir mi? ’’ diye düşündüm. Sonra anladım ki bu çamurdaki kirlerin mimarı insanlardı. Gelip geçerlerken, üzerlerinde bulunan yağmur damlalarıyla kirlerini bu masum çamura aktarmışlardı. Dikkatli bakınca bu kirler bana farklı görünmeye başladı. Her türlü ayıpla yoğrulmuş kirlerdi bunlar. Masum çamura son bir kez bakıp, düşünceli bir şekilde yoluma devam ettim. Çamurları görmek bana birçok şey öğretiyor ve yağmurlu havalar beni mutlu ediyor. O çamur hayatıma nasıl bakmam gerektiğini gösterdi. Sizde çamurlara kirli gözüyle bakmayın.Onları kirleten bizleriz. 28.03.2008 18:26 Tokat

Kapkaç

Yaşam denilen olayın içindeyim. Her neyle karşılaşsam da artık normal diyebilecek bir ruh haline büründüm. Bu yaşamın bir akıntı olduğunu düşünürüm hep. İste bu yüzden bazen çabalamaktan öteye gidilmez, olaylara karşı konulmaz. İstesen de istemesen de akıntı alır götürür seni, düşlerini, hayallerini, beklentilerini… Ben, düşe kalka yıllardır yürüdüğüm yoldaydım yine. Hayat yolunda… Bazen hüzünlüydüm, bazense neşe dolu ama hiç bu kadar acınacak halde olmamıştım. Başa gelecek ya, öyle kapılmışım ki nerdeyim ne haldeyim durulunca anladım. Onca yol almış, hiç bu denli aşk acısı tatmamıştım. Kendimi sevgisinde buldum. Onun sunduğu değil, benim platonik ve melankolik sevgimde. Anlaşılan hep böyle sürüp gitse daha iyi olurdu ama olmadı işte. O azgın sularda günlerce, senelerce savruldum, çırpındım ama olmadı. Dedik ya hayat her şeyi vermez. Akıntıya güç yetmez. Yetmedi de… Bir şeyler kaldı içimde. Bitmedi sevgisi... İşte bu mağduriyetimi anlatıyorum, bu acılı anılarımı. Hiç anlamadım kalbimi ...

İstediğim Yerdeyim

Sabahları penceresini açtığında içeriye dolan temiz havadan ilk nefesini aldığında, güne başlamıştı artık. Sabahın ilk ışıkları doldukça odaya mutlu biri olurdu bir an. Bir sesiz enstrümandı doğa, bazense ünlü bir besteci. Ruhunu rahatlatan yeşilliklerde dolaşırdı düşünceleri… Hep bu şekilde düşlerdi. Yüzüne bakınca hemen neler yaşadığını anlardınız. Yüzü özgeçmişiydi. İste böyle biriydi. Daha sokağa ilk adımında aklına bugün mutluluk için neler yapmak gerektiği gelirdi. Bazen gün boyunca düşüncesi hep bu duyguyla meşgul olurdu. Aslında mutlu olduğu ve yaparak mutlu olabileceği birçok uğraş vardı aklında ama hayat öyle bağlamıştı ki onu, nedense çözülemiyordu düğümleri. Çıkamıyordu tekdüze dünyasından. Ne kimseyi davet etmeye yüzü vardı, ne de yaşayacak gücü kalmıştı dünyasında. Filmlerde izlerdi hep özgürlüğü, yaşamda, kendi yaşamında hiç görememişti. Huzurlu yaşamak, sıkıntı çekmemek için çabalamış iş sahibi olmuş, kendini sağlam bir mevkide bulmuştu. Bir cifçi olsa belki daha mutlu...

Hisset

Bir serüven başlıyor; Bir bardağın içindeki su için, Bir yudum alınırken dudaktan birkaç damla geri düşmüş su için, Bir elin dokunmasıyla ısınmış, buharlaşmaya başlamış su için Yukarılara, bulutlara vardığında buharlar. Bir bulutta birleşiyor. Öylece bekleniyor. Birileri hemen yağmur olup düşüyor, bazılarıysa düşme vakti gelmesini bekliyor. Bizim su buharı da düşüyor sonunda. Yükseklerden bırakıyor kendini… Herkes başka başka yerlere düşüyor. O da bir insan tenine düşüyor. Tenine değen bir damla su, o insanı mutlu ediyor. Belki nedenini anlayamıyor ama mutluluğu hissediyor ve gülümsüyor. Kafasını kaldırıp düşen yağmurlara bakıyor. Birkaç damla da yüzüne düşüyor. Yağmurun altında hoşnut bir yüz ifadesiyle yürüyor. Bir şeyler düşünüyor. Ve serüven son buluyor. 30.03.2010, 08:36

Hikâyenin Hikâyesi

Her hikâyenin sonu olmayabilir. Başlarsın ama bitiremezsiz; kurgun yetmez, olaya hâkim değil veya olay hakkında bilgin azdır. Bunca saçmalıktan sonra sonu belli olmayan bir hikâye yazmaya niyetlendiğimi anlamış tırsınız. Hikâye bir şehrin, bir caddesi üstündeki, bir binanın son katındaki, bir dairenin en küçük ve en karanlık odasında geçiyor. O odada iki kişi var: uyuyan ve uyumayan iki insan. Sıra dışı bir durum yine yok, çünkü karanlık ve havasız bir odadan sıra dışı daha ne olabilir ki... Gelelim olaylara: Uyuyan kişinin yaptığı tek şey hikâye boyunca uyumak... Niye uyuyor bu adam derseniz. Aslında uyumayanda bilmiyor... Akşamdan kalan yorgunluğu atmak, gün içindeki ruhsal sıkıntılarını, kaygılarını yenmek ya da sırf oda karanlık diye uyuyor olabilir. Neyse olaydan bahsediyorduk! Uyuyanı anlattık, sıra uyumayanda... O da sanki başka işi yokmuş gibi film seyretmeye koyulmuş. O havasız ve karanlık oda da başka bir şey yapması olağan dışı değil ama nedense bunu yapmaya karar vermiş. İz...

Hayali ile Yazar

Bazen uzun bazen kısa cümlelerde gizlenmişti. Özenle işlenmiş; özenle işlenmeye özen gösterilmişti. Her yönüyle yer bulsun, hayat bulsun cümlelerde diye umulmuş, bu amaç güdülmüştü. Kendini bulması istenmiş, hangisi sensin diye sorulmuştu. Oysa masumane ve belki de içinde mahcuptu. İşte bu yüzden sustu. Bulamadı denemez ama aramayı da denemedi. Oysa ne incelikle işlenmişti sayfalara. Belki sayfalar bile anlamamıştı anlamını, ama anlamla yoğrulmuştu her şey. İçten dökülmüştü. Hikâyeden fırlayıp yaşamaya, gerçek hayatta yaşamaya karar vermişti. Sonra yazar da çekip çıkarmıştı onu hikâyeden ve gerçeklikle şöyle bir bakmıştı. Sonra hikâyede pürüzlü yüzünü gerçekte görünce şaşırmış ve ne güzel bir şey yaptığını anlamıştı. Uzunca bir sessizlik bürümüştü ortalığı. Sonra herkes kendi yoluna gitmişti. Yazar bir daha onun gibi kahraman bulamamıştı. Hikâyeler çok anlamsızlaşmıştı onu gerçekte göreli. Sanki yazamaz olmuştu. Biraz da hayata küsmüştü. O da güzelliğini destanlaştırmıştı gerçek hayatt...

Gönül

Bir başlangıcı vardı her şeyin, bir de sonu. Bu son ya iyi olur, ya da malum kötü. Aslında benlenmeyen sonuca kötü diyoruz. Olası ama şaşırtan, muhtemel ama istenmeyen… Bir başlangıç atılmalıysa en güzelini atmış olmak, müstesna bir başlangıçla başlamak ve son noktayı bu hızla bitirmek... Akıp giden bir ırmak misali akıyor, yer yer taşlara vuruyor kendini, bazen de sakin süzülüyor düzlüklerde. Gönül hikâye olsa sanırım ilginç olurdu. Yani hikâye ilginç olurdu. Bir acayiptir de ondan. Bazılarına göre tek düze olduğu, bazı insanlarda olmadığı, taştan olduğu, yumuşak ve sevecen olduğu söylenir. Bence gönül karmaşık bir yolun ta kendisi. Nere varacağı belli değil, ne sonuç doğuracağı şüpheli. Bu gönül denilen şey kalptir. Bence kalpte sevgidir. Susuz ve aç, çok az bir süre dayanabilirken; Sabretmeye gelince kendinden daha dolgun bir zaman dilimini kapsayabiliyor. Ben şahidim bekliyor ve yaşıyor. İstediği bir huridir, bir prensestir belki… Yani ulaşılmaz, erişilmezdir ama sabırla bekleyebil...

El Değmiş Masumiyet

—Sen yaptın biliyorum. Hiç boşuna saklamaya kalkma. Lan oğlum ne istersin elleri sevgiyle dolu insanlardan. —boş ver ya ne kafana takıyorsun ki —bu kaç oldu. Ne kadar daha masumiyete el süreceksin bilmem ki. —hacı zorla değil ya. Doğuştan gelen ikna kabiliyetine fiziğimi, birazda zengin tavrımı ekleyince masumiyetle sabahlıyorum. —dalga geçme hıyar. Seninle daha tatile falan çıkmam oğlum ben. Bu ne ya her defasında bir mahşeri kalabalık bırakıyoruz arkada. Ah! Bir yakalasalar seni öldürürler oğlum. Ama sende az çakal değilsin; hiç açık kapı bırakmadan izini kaybettiriyorsun. Senin için normal olan bu Kazanovalık işi başkasını canından bezdiriyor. Arkanda bıraktıkların seni nasıl anıyorlar sanıyorsun. Öbür tarafta işin zor oğlum ben bunu biliyorum sadece. —hacı içine etme zekimin şimdi. Ne güzel aksiyon yaşıyoruz. Ne dar adamsın. Birazda zevk verici bir olaya bürün. Ne monoton adamsın. Valla sen bu kafayla zor eğlenirsin. —biz az da olsa böyle gördük oğlum. Biz köyde büyüdük. Bu yaptıkl...

Düşünceli

Ceketini eline almış… Kafasına düşüncelerini doldurmuş gidiyor. Deniz, dalgalarıyla kayaları dövmekteyken o da onları seyretmekteydi. Düşünüyordu. Derdi neydi bilinmez ama derin düşüncelerle yalnızlaşmış bir cehre görünüyordu uzaktan bakınca. O ara deniz kayalara şiddetli bir darbe indirdi de bizimki biraz olsun dünyaya döndü. Eski düşünceleri gitti bir an için. Şimdi masum kayalara acıyordu. O da onlar gibi darbelerle yaşamak zorundaydı. Sonra düşüncelerini kayalarda bıraktı. Bildik düşlerine, düşüncelerine geri döndü. Gökyüzü kara çarşafını yeni giymekteydi. Deniz de sakinleşmiş kayaları dövmeyi bırakmıştı. O da sakinleşmişti artık. Düşüncelerini deniz kıyısında bırakıp, ceketini de eline alıp ayrıldı hüzünlü mekânından... Düşüncelerini düşleyerek uzaklaştı. 30.12.2008 16:19 Tokat

Dereden Denize

Yola çıkmaya yeni karar vermiş, hazırlıklarını yapmıştı. Şimdi derenin kenarında azgın sulara bakıyordu. Bu sular onu istediği yere götürecekti. Onun adı hasandı. Has(iyi) bir adamdı. Kısa boylu ve esmerdi. Hasan şimdi yola çıkmak üzereydi. Kaylara bakarak onlardan yardım istedi. Bu meşakkatli yolculuğun sonunu düşünüp bir tebessüm belirdi gülmeyi özleyen yüzünde. Yol iz bilmezdi. O yüzden bu azgın derenin kenarındaydı ya… Hasan sevgilisini aramak için, onu bulmak için şimdi yola çıkacaktı. Ve yola çıktı. Dereyi takıp ederek denize ulaşmayı amaçlıyordu. Oradan da birine sorarım, biri gösterir elbet diye düşünüyordu. O sevgilisinden yeni ayrılmış, günlerdir acı içinde hesaplar yapıyordu. Şimdi umudu da yanına alarak, her adımında sevgilisini anıyordu. Dereye onu yorsa da o sadece sevgilisini düşünüyordu. Sonunda deniz göründü. Dereye uzun uzadıya baktı. Ona minnet duyduğunu gözleriyle, bakışlarıyla göstermek istedi. Hayretle bakındı denize… Şimdi sahile gelmişti. Şimdi geriye az bir zah...

Bugün Bir Karınca Öldü

Uykusuzluk ve güneşin tepemde dönmesi beni bir hayli yormuştu. Bende başımın ve ayaklarımın ağrısı dindirmek için bir banka oturdum. Dikkatimi bir karınca çekti... Kaldırım taşlarının arasında dolaşıyordu; ne aradığını bilmeyenler gibi dolaşıyordu. Bir anda kaldırım taşında bir iz belirdi. Karıncanın üstünden bir çocuk bisikleti geçmiş ve karınca sıvı haline gelmişti onca ağırlığın altında. Evet, bugün bir karınca öldü, ölen karınca yalnızdı benim gibi… Karıncalar kaldırımlarda ezilerek ölüyor, nesilleri tükeniyor. Bense durmuş cinayeti seyrediyorum.   11.7.2008 Tokat

Bir Köpek

Akşamın soğuğu beni bir hayli hızlı yürümeye sevk etmiş, koşmaya yakın bir tempoda yürümekteydim. Bir müddet sonra bana paralel yürüyen bir gölge fark ettim. Düşündüğüm şeydi o, bir köpek. Biraz ürktüm doğal olarak. Arkadan sesler geliyordu. Köpeği arkamda yürüyenlere ait sandım. Fakat değilmiş. Bana paralel yürümekte… Görenlerin yüzlerini resmetmek isterdim doğrusu. Bazıları korkuyor, bazıları ise korktuğu halde köpeği ürkütmeye çalışıyor. Kimisi yön değiştiriyor. O da sürtünüyor insanlara, bir şeyler bekliyor, bir dedi var ama söyleyemiyor. Bense, bana eşlik eden bir dost gibi görmeye başlamıştım. Hep ayrılık vardır. Dostluklarda, aşkta, arkadaşlıkta… Bende bir kaldırımda tanıştığım gezi dostumu, arkadaşımı bıraktım yine aynı kaldırımda. Ne acımasız ne de değil. Bir köpek ama sanki değil. 18.12.2009 19:39 Tokat

Aşk ve Mutluluk

Hop! Abla nereye böyle? İzin aldınız mı? Yoksa kaçamaklardan mısınız? Hey, bilgi verirseniz sevinirim. Malum bende görevliyim, sorgulamam lazım sizi. Lütfen! Cevap verin, izin aldınız mı? … Patron o kadar sordum ama zorla girdiler içeri. Benim bir suçum yok! İsterseniz dışarı atayım bu kaçakları. “yok! Oğlum sen git, benim misafirimdir onlar” Tamam patron. “Şimdi sizi dinliyorum bayan aşk ve bay mutluluk. Derdiniz nedir?” Sayın beden sahibi; biz ortada kalmış, dışlanmış ve incinmiştik. Çok şükür sizler bizi düşündünüz ve bize bedeninizde hayat verdiniz. İsteğimiz şu ki; bizi bir daha kötü durumda bırakmamız, bizi bedeninizden ayırmamanız. “sizinle yaşamak en güzeli... Ayrılığınız şüphesiz bizi de üzer. Dilediğinizce bu bedende kalabilirsiniz!” ... Ve mutluluk aşkı koltuğunun altına alarak, birbirlerine sarılı halde çıkıp gittiler. Aşk mutlulukla uzunca bir süre bu bedende yaşadılar. 26.4.2008 23:55 Tokat