Hayali ile Yazar

Bazen uzun bazen kısa cümlelerde gizlenmişti. Özenle işlenmiş; özenle işlenmeye özen gösterilmişti. Her yönüyle yer bulsun, hayat bulsun cümlelerde diye umulmuş, bu amaç güdülmüştü. Kendini bulması istenmiş, hangisi sensin diye sorulmuştu. Oysa masumane ve belki de içinde mahcuptu. İşte bu yüzden sustu. Bulamadı denemez ama aramayı da denemedi. Oysa ne incelikle işlenmişti sayfalara. Belki sayfalar bile anlamamıştı anlamını, ama anlamla yoğrulmuştu her şey. İçten dökülmüştü.
Hikâyeden fırlayıp yaşamaya, gerçek hayatta yaşamaya karar vermişti. Sonra yazar da çekip çıkarmıştı onu hikâyeden ve gerçeklikle şöyle bir bakmıştı. Sonra hikâyede pürüzlü yüzünü gerçekte görünce şaşırmış ve ne güzel bir şey yaptığını anlamıştı. Uzunca bir sessizlik bürümüştü ortalığı. Sonra herkes kendi yoluna gitmişti.
Yazar bir daha onun gibi kahraman bulamamıştı. Hikâyeler çok anlamsızlaşmıştı onu gerçekte göreli. Sanki yazamaz olmuştu. Biraz da hayata küsmüştü.
O da güzelliğini destanlaştırmıştı gerçek hayatta. Ama gerçeklik sıkıcı ve aynıydı, değişmiyordu. Sonra yazarını aramaya koyulmuştu. Bulabilir miydi? Acaba onu en güzel yazan yazar o muydu? Niye onu arıyordu? Sordu kendine. Hem aradı hem de sordu.
Sonunda hayal son buldu. Ne gerçek eskisi gibi gerçek, ne hayal hayal kaldı.
16.01.2010 00:01 Tokat