Yaşayan Ölüm

Hep sevgiden aşktan bahsetmek, diğer bütün duyguların körelmesine neden oluyor sanırım. Sanırım insan çamura saplanınca daha çıkamam, benim mezarım burası sanıyor. Ama yanılıyor. Daha yaşanması gereken dakikalar, saatler, günler, aylar var.

İşte kalan kalıyor, gidenlere el sallamak bir borç oluyor. Olsun. Ödemesi kolay. Katlanması zor. Şimdi bahsedilecek şey aşk değil. Bahis ölüm.

Kovalaya kovalaya bir köşeye getirdiğimiz, sonra ruhumuzu sıkıştıran soruların patlamasıyla sarsıldığımız bir dünya. Bu dünya. Sorunların, sorumlulukların, acıların yurdu… Bu dünya. Biliyorsun. Ben sana anlatamam. Sende yaşamalı ve görmesin. Yaşamayı yine kendin öğrenmelisin.

Ölümüyse bir kez yaşarsın. Bir anın yaşantı, bir anın yaşanmaz olur ölüm anında. Elinde ne varsa gider. Sevgi mi lazım dahasın da, bir gülücük mü? Hayır. Sadece yaşanan anlamlı olaylar, anlamlı işler, anlamlı anlar…

İşte anlayana bir ışık tutar her anlatılan. Çünkü dinlemesini bilen en aptaldan bile bir şeyler çalar. Bu hırsızlık her zaman tavsiye edilir. Tavsiyecileri hayatta bulabilirsin, hayatta olmayanlarıysa kitaplarda.

Az kalsın unutuyordum. Burada olan lütfen burada kalsın. Sonra başıma atılmasın bu yanlış anlaşılmış anlatımlar. Şimdi susalım. Hadi dünyadaki sesleri, ilahi senfoniyi dinleyelim…

18.04.2011 22.55 Tokat