Son şansın var mı?

Deniz dalgaları salyalarını sahile bıraktığında, salyaların arasında kayboldu yazdığı isim. Bazen kumlara dökerdi dert sözcüklerini ama çoğu zaman içinde, kuytularda saklardı… Kimselere göstermez, söylemezdi derdini.
Şizofreniye bağlamıştı duygularını. Yalnız değildi duyguları. Şizofren yalnız oynamazdı biliyordu. Oradan oraya savurmayı seviyordu. Kararsızlık onun tek yapabildiği düşsel işlevi. Kaybolmak istiyordu, dünya olabildiğince geniş olmasına rağmen dar geliyordu. Ölümü bir bitiş olarak görüyordu.
Kalbinde tekrarlanan, yankılanan isim tek çaresizliği değildi ama o isme takılmıştı nedense. Aslında birçok nedeni vardı bu karamsar tavırlarının. Sadece birini görebiliyor, birine odaklanmıştı.
Zayıf, çelimsiz bir inancı vardı. Üflesen yıkılacak. Etkilenirdi her okuduğu, duyduğundan…
Sormak olmazdı onca zamandır yerden yere vurduğu değerleri. Ne işe yarar bunlar, niye böyle yapıyorsunuz? Siz niye bu kadar iyisiniz? Bense neden bu kadar kötü, kırıcı ve bencilim? Sorular dolu bir kafatası vardı. Sorular zaman zaman düşüncelerine sızıp istila ediyordu masum zihnini. Kemiriyordu acımasızca. Ama soramazdı, sormamalıydı.
Çaresizlikle birçok zamanı arkada bırakmıştı. Evet, tek çare ölümdü. Yoksa bu acıyı daha çekmeye gücü yoktu.
Kumlara miras bıraktığı ancak dalgaların onu alıp kimsesizliğe miras bıraktığı isim. O isim kendi ismiydi. İçinde dolanan ama anlamını anlayamadığı ismi. İsim onu temsil etse de, o neyi temsil ettiğini bilmediğinden isimin hiçbir anlamı kalmıyordu. Şimdi dünya üzerinden de silinmeliydi ismini. Dalgalar silebilir miydi? Aynen kumdaki ismini siliği gibi. Kolay olur muydu?
Filmlerde olduğu gibi mi yapmalı. Ayağına taşı bağlamalı ve sulara derinlemesine girmeli. Yaptı. Aynen filmlerde olduğu gibi. Arkadan bir ses “dur!” demese denizin dibinde olacaktı. “neden” dedi ses. “Bu acı sona seni iten neden”… Cevaplar karmaşıktı. Konuşamadı. Ses “bir beni dinle ”dedi. Zaten anlattıkların boşa gidecek, konuş bakalım der gibi baktı.
Ses pek içten geliyordu. Bu hoşuna gitti. Ve sonuna kadar dinledi. Gerçekler, sormak istedikleri kendi ayağına gelmişti. Yanılmıştı. Son anda anlamak fayda eder miydi? Sordu. Cevap gayet mantıklı geldi.
Ayağındaki taşı oraya bıraktı. Ve zaman zaman o kıyıya gelir oldu. Ne zaman taşı yağına bağlayan birini görse hemen ona seslenir, “dur” derdi. Tıpkı ona seslenen gibi. Şimdi görevi o devralmış, “dur” demek ona görev olmuştu. Son bir şans her zaman insanın ayağına gelmezdi. Eğer gelirse ilahi bir lütuf olduğunu öğreneli çok olmuştu.

31.10.2011 23:16 Nevşehir