Kayıtlar

Hayat Nasıl Akıyor

Keşke yalnız bırakmasaydı beni bu acımasız dünyanın sokaklarında. Elimden tutup mutluluk ve huzur verseydi. Hayat sorularla dolu olmasaydı da insan rahat bir nefes alsaydı. Şimdi düşüncelerim farklı farklı rollere bürüyor, sanki senmişsin gibi başkalarını sana benzetiyor. Durduramıyorum, son bulmuyor. Evet. Bu bana acı veriyor. Her defasında umudum yeniden düşüncem tarafından eziliyor. İşte yine kendi halimde, kendi kendimle dertleşmekten başka bir çare kalmıyor. Korkuyorum. Her şey beni incitir ve üzer gibi duruyor. Anlamıyorum ve anlıyorum neden böyle oluyor. Kayboluyor kendi kurguladığım hayal. Gerçek dünya da o zaman zevk vermiyor. Bir dışlanmışlığın sevgisi mi? diye soruyorum. Cevap hiçbir yönden gelmiyor. Yaşam böyle bazen can yakıyor. Kara bulutlar bazen güneşi engellerken, bazen de yağmur getiriyor. Biz sanıyoruz ki kara bulut pek hayra alamet değil. Ama işte iki durumda da rahmet… Benim halimde belki böyledir. Bu ızdırapta bir rahmettir. Son sözler ulaşsın isterim ama sadece k...

Sinsice

Sinsice, üstüme yürüyor Akıl almaz, anlaşılmaz… Gözlerin, hislerin dışında Dünya bu alıp götürüyor Kavruluyor tenimiz güneşin kızgınlığıyla Rüzgâr bizi uyarıyor Yön gösteriyor nehirler, akıp gidiyor Dünya kendini tanıtıyor Korkusuzlar gün geliyor korkuyor Sonunu düşünmeden hamleler yapıyor Elden uçup gidince umutlar; yerdesin… Dünyada iken anlamalısın, anlamsız değil Hisler, sis gibi aniden kuşatıyor Etraf görünmez oluyor, ümitsizce Sonra, ilahi kelamın dediği gibi, Kolay geliyor, her zorun ardından 15.9.2011, 14.00 Tokat .

Atıcı

Daha bilyelerini cebinden çıkarmadan oyunun akışına baktı. Yoğun bir bilye akışı vardı oyunda. Tamda istediği gibi... Oyun bitti ve yeniden başlıyordu. İşte o anda oyuna dahil oldu. Herkes beşer bilye koydu ortaya ve oyun başladı. Önce sıralama atışları yapıldı. En uzağa atan ilk başlardı. Artık kişinin öz güveni, zemini tanıması, şansı dahilinde birinci olmak isterdi. Bazen de sadece öylesine birinci olunurdu. Ama dedik ya birinci en uzaktan atmak zorunda. Bu da en baştaki bilyeye vurma olasılığını düşürüyor. Ama nedense herkes ilk atmayı seçer. Birinci olmuş, nasıl atması gerektiğini bir an düşünmüş, atışının ona sağlayacağı bilye sayısını hesaplamış ve atışını yapmıştı. Onca şeyi bir dakikadan az sürede düşünmek zorundaydı. çünkü atış yapmak için sabırsızca bekleyen çocuklar vardı. Ve attı. Iskaladı. Hiçbir bilyeye vuramadı. Neyse ki en iyi atış yapan bilyelerin yarısını almıştı. Bu yüzden oyun tekrar oynanacaktı. Tekrar sıralama atışları yapıldı. Ortalarda bir sırada kaldı. Atış sı...

Düş

Bir an gözlerini kapattı ve düşlemeye başladı. Elleri ceplerinde yürüyordu. O acaba aradığı kadın mıydı? Hayır, bu düş değil, gerçekti. Yeniden düşlemeliydi. Yeşillikleri, köyünü, ağaçların rüzgârla dansını düşündü. Oluyordu. Evet. Sanırım düşlemeye başlıyordu. Birden kulak verdi karanlığa ve sessizliği dinledi. En çok sevdiği şarkı sessiz sokaklardı. Birden irkildi. Rüzgâr gözlerini açtı ve bir an sendeledi, az daha düşüyordu. Saat hayli geçti. Hep yürüdüğü, yürümek zorunda olduğu cadde yürüyordu. İstemese de evinin önünden geçiyordu. Bu gerçekti. Çünkü gözleri artık açıktı. Kafasını çevirdi ve sanki yılların alışkanlığıymış gibi binayı süzdü. Sanki ilk kez görüyormuş gibi. Adımlarında bir Ahenk yoktu. gözleri kapanınca yavaşlıyor, mutlu bir anın uzun sürmesi için dikkatini topluyordu. Düşlüyordu. İkinci sağdan saptı. Sola eğik bir virajı geçtikten sonra yol boyunca ilerledi. Bahçeli evlerle dolu bir mahalledeydi. Uzun zamandır burada kalıyordu, bu mahallede. Anahtarı çıkardı, kapıyı ...

Korkma

Sanıldığı gibi parmaklıklara sıkışmadı hayat Sabırsızlığın içine gömülü umutların, İçine doldurduğu ızdırapların dostu oldu Kim buna inanmalıydı; kim inanacak; kim inandı? Korkular her zaman içimize sıkıntı vermiyor Yol gösteren rehberindir onlar Kendine bir ayna bul ve bak Her şeyi düzeltemezsin buna inan 00-19 6-3-2011

Sende Gitmesen

Cesaret dediğin kendini ateşe atmak mı? Sevginin masumiyetini hiçe saymak mı? Kim doğruyu aramaz ki ona sorayım, Acaba hisler hep yalan mı? Kaçıyorsa köşe bucak benden Sesiz çığlıklarım kopar içimden Anlatılmaz duygular ve anlamaz… İşte bir gölge bile kalmaz senden Sıkışır ruhum ızdırabınla İnsan ne kolayda alışır yokluğa Hatıralar hatırlandıkça, içime dolduracak keder, Gelecek gözlerime maziden kareler 23-40 5-3-2011

Uyuyoruz

Uyuyor. Masum mu? Bilmem. İçmiş sızmış mı? Sanmam Biz sadece uyuyor diyelim fazlasını bilmek insana birsey katmıyor. Uyuyor. Dünyayı bırakmıs kendi dünyasında yaşıyor. Bilinçaltında gezinen duyguları sanki gerçekmiş gibi yaşıyor. Kimse ne hissettiğini bilemiyor, anlayamıyor. Çünkü uyuyan o… Kaç saat oldu acaba yatalı. Dur hesaplayayım. Nasıl mı? Burada öldüğü yazıyor. Ama saat kaçta ölmüş onu yazmamışılar. Yaklaşık olarak söyleyebilirim ama onunda bir anlamı yok. Bırak uyusun kaç saat olmuşsa olmuş. Sanki uyandırabileceksin de… Bekli bir gün uyanır, ne dersin. Dur biraz burada benim ismim yazıyor. Nasıl olur ben bu yazıyı okurken nasıl ölü olurum. Dur biraz düşüneyim. Sanırım bu bir rüya olabilir ama rüya ise niye bitmiyor. “Biter” diye bir ses duyuluyor. Bence de bitmeli yoksa işler karışıyor. Madem uyuyorum ölü müyüm yaşıyor muyum? Nasıl anlarız. Tabi ki telefonun çalar saatini beklemeliyiz. O bizi uyandırır. Tabi gerçekten ölmediysem... 10.40 4.3.2011