Bakabilmek



Bugün daha iyisindir umarım, dediğinde aslında gerçekleri gizlemekten ibaret bir soru sorduğunu biliyordu. Saklanacak, saklanması gerekenden saklanır elbet. Hastaya kötüsün de denmezdi ya.

Kaç aklı başında fikrini, hiç ardını düşünmeden, sadece hayat arkadaşı olduğu için ona emanet etmişti adam. Şimdi silik yüzünde sadece ölüm görüyordu. Ayrılık zor olsa da umudu mahşeri hayata saklamıştı artık kadın. Ellerinden bir şey gelmez. Dua eder ve susar dudakları. Teselli sözcüklerinin tesiri kaç para eder, kim alır bu kadar ucuz tesellileri. Belki de hasta yatağında sırf eşi üzülmesin diye her teselli sözcüğüne bir tebessümü pay edip göndermek bir adet olmuştu hasta adam için. Bir bütün ama öyle bir elmanın yarısı değil. Ukba dostu, sonsuzluk yoldaşı…

Merhamet öylesine tatlıdır ki tadını bilene. Salıverilmiş kuş gibi gönül yükselir dilediğince. Hem hiç merhametten yoksun sonsuzluk yolcusu olur mu?  İnsan severse ayrıca bir merhamet gönüllüsü olur. Gönül bu sevdiğini hep kayırır. Hani sevmek dedikte öylesi karşı cins münasebeti değil yalnız. Gönle güzel görünen kim varsa. Dünyalar kadar paran olsa şu gözlere bakıp hepsini anlamsız olduğu anlarsın. Belki de anlamazsın. Kadın o gözlere çok uzun zaman baktı. Bazen kendisinden kaçırıldığı da olurdu. Bilirdi ki bir durum vardı. Bir barikat kurar, adamı güvenli bir yerlere yetiştirip acılarına merhem olurdu. Kadın dediğin sahiplenir. Adam da mahsun belki bir suç, belki de öylesine bir durum ama mahçup işte hiç gönül kıramaz ya hep aldanan olur. Yine de üzülmez. İnsanlar severler kırmayı, örselemeyi, dalga geçmeyi… Yitirdikleri insanlıklarından çok uzaklarda olduklarını ölünce belki anlarlar.

O gözlere doya doya bakar kadın. İhtimal, eldeyken bilmek lazım değerini. Aslında bilmiştir de ama sevgiye doymaz ki insan hep ister durur. Adam anlamaz belki, bu kadın neden hep bakıp durur. Belki sevgiden olduğunu bilir ama sormaz, soramaz. Kadınlar bir soruda hayatın anlamını ya da özetini isteyebilir. Bunları adam çok iyi bilir.

Gel zaman git zaman. Hayat da bundan ibaret değil mi ki. Soluk bir yüz tam da beyaza çalar ya, hayatta bitmeyi arar, bulur ve seni bir kuyuya yerleştirir. Kadın hüzün dolu. Mutlu da. İnancı sevenlerin birliğini ister, bilir. Kızamaz ama dilediğince sessiz gözyaşı döker hüzün mevsiminde. Sonra yolları gözlemeye başlar bir tenhada, melekten bihaber. Zaman ona da musallat olur. Onun da solmuş yaprağını hemen yanındaki kuyuya uçurur. Belki bir pencere açılır hasret bir zaman durulur.

27.12.2014 00:12 Kayseri